RSO Not Defteri [V]

12 Flares Twitter 7 Facebook 4 LinkedIn 1 12 Flares ×

‘Not defteri kişiseldir. Her şeyden önce kendin için yazarsın.’

Bu yazı ay içinde tuttuğum ‘kişisel’ notların derlemesinden oluşmaktadır.

header02

• Medeniyet pompalamak!

Günün sorusuyla başlayalım: bir toplum kendi kendine mi medenileşir yoksa medeniyet topluma dışarıdan pompalanır mı?

Malumunuz İstanbul’un en büyük sorunlarından biri toplu taşıma. Ve bunun için bize sunulan mucize çözüm ise metrobüs. Ancak bu çözüm İETT’nin sevgili yolcularına sunduğu günlük bir işkence türü haline dönüşmüş durumda. Neredeyse her gün metrobüsü kullanan biri olarak enerjimin çoğunu sinire strese heba ediyorum. Metrobüse inmek sorunlu, binmek sorunlu, yolculuk etmek ise zaten paha biçilemez. Düşünceden yoksun tasarımcıların, mimarların hazırladığı her bir durak sizi bambaşka sürprizlerle karşılıyor. Örneğin sabah saat 9 gibi metrobüs ile mecidiyeköyde inerseniz duraktan çıkmak için 20 dk beklemeniz gerekiyor. Durak merdivenlerini geliştirmek için sonradan eklenen yürüyen merdivenler alanı daralttığı için bu durum her geçen gün daha da beter oluyor. Her durakta değişen merdiven genişlikleri, korku yayan korkuluklar vs. derken liste uzayıp gidiyor. Çalışmayan engelli asansörlerine hiç girmiyorum bile.

metrobus

Böyle bir plansızlık içinde toplumda ister istemez orman kanunlarını uygulamaya başlıyor. Durakta beklerken gelen o otobüslerin kapısı hiç bir zaman aynı yere denk gelemiyor. Hadi diyelim kapı önünüzde açıldı. Bu seferde arkanızdan gelen insan baskısı yüzünden yere düşmeden karşı cama sinek gibi yapışırsanız şanslınız. Çünkü yere düşerseniz ezilirsiniz. Şaka yapmıyorum ezerler.

Peki bu durumda; her kapı açılışında spartacus’un ordusuna dönen toplum mu suçludur yoksa o sistemi tasarlayan mı? Cevabı başka bir toplu taşıma örneğinde yatıyor.

Abi sen buradan basıyorsun medeniyeti basıyorsun medeniyeti. Arkadan yavşak beyefendiler, hanfendiler çıkıyor. Sonra ben onların çıkışta gazını alıyorum. Normal insana dönüyorlar. Anlaştık mı?

Metrobüs kapısında devleşen Crixus’lar, Gannicuslar oradan çıkıp metroya bindiğinde düzenli bir şekilde kapıya yanaşıp, kapının sağında ve solunda durarak inenlere sakince yer verip yavaşça içeri doluyor. Boş kalan son koltuk içinde kimse kimsenin omzunu çıkarmıyor. Demek ki doğru uygulama ve tasarımla topluma medeniyet pompalanabiliyormuş. Çünkü metrodayken yolculuğun ne kadar süreceğini, bir sonraki aracın ne kadar zamanda geleceğini ve ne kadar kalabalık olursa olsun içeride havasızlıktan ölmeyeceğini biliyorsun. Durak ve durak içi öğelerin tasarımıyla nerde nasıl davranman gerektiğini hissediyorsun.

Geçenlerde Discovery Channel’da bir metro belgeselinde şehir planlamacıları yaptıkları işin günümüz için değil önümüzdeki 100 sene için önemli olduğunu vurguluyorlardı. Hatta 1900’lerin başında planlanan Paris metrosu hiç bir yerleşimin olmadığı bölgelere kadar uzatılarak şehrin düzenli büyümesi sağlanmış. Merak ediyorum bizdeki şehir planlamacılığı mezunları ne iş yapıyor?

Medeniyet pompalama konusunu son bir örnek ile kapatalım. Sokakta yere çöp atan, tüküren tiplere hepimiz kızıyoruz. Aynı tiplerin %90’ı Nişantaşı’nda Caddebostan’da böyle davranmaz. Çünkü sokağın, kaldırımın, çevredeki tabelaların vs. hepsi insan davranışlarını psikolojik olarak etkiliyor. (Bu yazıyı ‘tasarımın gücü’ne bağlamak vardı ama bu konu bitmez.)

spartacus-2

Spartacus’te Bitti Ya Lan!

Bu hafta efsane dizi Spartacus’te sona erdi. Bitmesine üzüldüm ama izleyici gazıyla bitirmeyip uzatsalardı da kötü olurdu. O yüzden doğru tanım: bitti ve güzel oldu. Emeği geçenleri alkışlayıp, buraları boşaltmak lazım artık.

Bir Mobilya Olarak Televizyon!

Son 15 gün içinde bu tanıma 3-4 ayrı yazıda denk geldim. Evet artık televizyon bize hizmet eden diğer ekranlardan farksız. Önceden televizyon izliyorum diye bir laf vardı. Bir ara da ‘dvd izliyorum’culuk çok modaydı.  Bu saçma tanımlar yakında kaybolur, biz de rahatlarız. Artık ‘televizyon izliyorum’ demek ‘özel bir şey izlemiyorum, mal mal ekrana bakıyorum’ anlamına geliyor. Güncel araştırmalarda da sıkça gözüktüğü gibi artık kimse sadece televizyon izlemiyor. Mutlaka elinde bir mobil cihaz bulunuyor.

Sonuçta izleyici de haklı. Senin 3 saatlik dizindeki 20’şer saniyelik bakışmaları izlemek zorunda değil artık. O aradaki boşlukta hemen twitter’a dalıyor. Hatta twitter’a ara verip senin dev bütçeli dizini araya çerez olarak tüketiyor. Aslında yeni medyanın en güzel yanlarından biri de bu. Gerçekten iyi bir iş hakettiği yeri daha rahat buluyor. Gereksiz yapımlarda TV’nin dayatmasıyla izlenmek zorunda kalmıyor. Hemen doğal seleksiyona uğruyor. Eskiden bir televizyonun tek alternatifi başka bir kanala geçmek iken şimdi bir çok cihazla rekabet etmesi gerekiyor.

 Bir ay ara vermiştim. Bu yazı öncekilere göre daha samimi oldu, güzel oldu.

‘Bu kadar okudum ama yetmedi’ mi diyorsun? (yok artık) Önceki yazılar burada

Bir de aşağıda yorum kutusu var, tweet ve like butonları var. Kullanmaktan çekinmeyiniz

İlginizi Çekebilecek Diğer Yazılar:

Author

sanat yönetmeni. reklamcı insanı. animasyon bağımlısı. hah-tv yaratıcısı.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

12 Flares Twitter 7 Facebook 4 LinkedIn 1 12 Flares ×