RSO – Not Defteri II

12 Flares Twitter 10 Facebook 2 LinkedIn 0 12 Flares ×

‘Not defterinin spirallisi makbuldur’

Bu yazı ay içinde tuttuğum ‘kişisel’ notların derlemesinden oluşmaktadır.

• HAHtv 2.0
Bumerang Ödülleri bahanesiyle blogu elden geçirdim. Eksikleri tamamladım. Hahkımızda sayfasını güncelledim. Patlak linkler varmış, elden geçirdim. Ayrıca animasyon ve mobil bölümlerine özel sidebar’lar hazırladım. Yani artık herhangi bir uygulama incelemesine tıkladığınızda yanda diğer uygulama incelemelerini göreceksiniz. Aynı şekilde animasyon yazılarında da seçkilerle karşılaşacaksınız.

Blog için inceleme yazıyorum diye kendimi nasıl kaptırdıysam 7/24 oyun oynuyorum bu aralar.

• Mobil Yazar
iPhone’da yazı yazıyorsanız ve yanlışlıkla yazının bir bölümünü ya da tamamını silerseniz hemen telefonu sağa sola sallayın. iOs’un undo işlemine bu şekilde ulaşabiliyorsunuz.

• Pazar Gecesi Sineması
!!! Spoilers !!!

Bu ayın en büyük sinema olayı ‘Cloud Atlas‘tı. Wachowski’lerin adı geçince ve yapım bu kadar büyük olunca herkes büyük beklenti içine girmiş heralde. Film çok tartışıldı. Beğenen çok beğendi, beğenmeyen nefret etti falan. Net: ben filmi beğendim. Ancak şöyle bir yorumum var. Eğer elinizde güçlü bir fikir varsa şanslısınızdır. Eğer elinizde onlarca güçlü fikir varsa işler biraz değişiyor. Bu filmde de onlarca güçlü konu var. Petrol üreticilerinin nükleer planları da Somnia’nın tanrılaşma öyküsü de çok çok güçlü hikayeler. Bunları bir araya toplayıp kurgulama fikri ise tartışılır bir konu. Kişisel görüşüm: eğer bu kadar çok güçlü konuyu bir araya getiriyorsanız, bu hikayelerin toplamından daha sağlam bir çatınız olmalı. Ama filmde hikayelerin temel bağlantı noktası ne yazık ki çok hafif, çok duygusal kalmış. Böyle cesur bir işe kalkışıp ana temanın bu kadar naif olması beni şaşırttı açıkçası. Tabi sonuç olarak filmin bir çok noktasında şahikalar yaratmışlardır – izlemek lazımdır.

Skyfall… Bir James Bond filminin senaryo açısından yenilikçi bir iş yapması artık imkansız heralde. Çünkü bütün çılgın oyunları daha önce gördük. Çiftli çalışan ajanlar, hainler, teknolojik hileler ya da borsa manipülasyonları artık anlamsız. Üzerine ‘Bond, James Bond’ repliği ya da patlamadan fırlayıp, kol düğmelerini düzelten ajan gibi klişeleri doğru konumlandıramayınca tadı kaçıyor. Bir de en önemlisi gadget’ları olmayan Bond bir hiçtir. Senaryo onu gadget’sız kalmaya mahkum bırakmamalı.

Prometheus izlenebilir film. Fikir güzel: ‘insanoğlu yaratıcısı ile tanışmanın peşine düşüyor’. Ancak Doctor Who izliyorsanız, emin olun film sizi kesmeyecektir. Dr. Who’nun ‘herhangi bir’ 30 dakikalık bölümü bu uzun metrajdan çok daha iyidir.

Blade Runner‘da kullanılan müzikler ne fenaymış. Filmi durduruyor resmen, akışı engelliyor. Zaten 70’ler ve 80’lerin her haltı ucuz erotizm tadında.

Kendime Not: Film yorumlarken haddini aşıyosun, daha az konuş!

• Uçan Araba
Eğer bir bilim kurgu filmi yönetmeni olsaydım kesinlikle yıl belirtmezdim. O büyük yönetmenlerin tasvir ettikleri gelecek hep patates olmuş. Adamlar 1980’de 2000’de 2020’de hep çok büyük değişimler olacağına sanmışlar. Yok cidden adamlar için üzülüyorum. Ben olsam ‘ulan o kadar yazdık, çektik 30-40 yılda hiçbirşey değişmedi ya lan’ diye dövünür dururum. (Bir tek Star Wars geçmişte böyle bir evren olduğu hayalini kurmuş.)

• Vat do fak?

Misfits, bu diziyi şimdiye kadar gördüğüm en başarılı süper kahraman komedisi diye tanımlayabilirim. Normal’de abuk sabuk güçlere sahip olan süper kahraman hikayesi bir çok farklı şekilde kurgulandı. Ama burada farklı bir ritim tutturmuşlar. Aynı diziyi komedi değil de aksiyon ya da fantastik diye kategorilendirmeye çalışan olabilir, kâle almayın.

Burada Yapılmışı Var…

Animasyon filmlerin resmi olarak hastasıyım. Çocuk filmi, festival filmi, geleneksel çizilmiş ya da 3d ayırt etmeden hepsine vakit ayırırım. Bu da benim takıntım galiba. Bu uğurda 100 tane 10 yaş altı veletle(inanılmaz gürültülü gülebiliyorlar) aynı salonda film izlemişliğim çoktur. Durum böyle olunca ve bu işi ciddi bir hobi olarak görünce animasyon prensiplerinden de az çok haberdar oluyorsunuz. Animasyon işinin en zor yanlarından biri esnek objeler ya da canlılardır. Örneğin Neşeli Ayaklar’da penguen dans ederken ayağını her yere vurduğunda vücudunda bi dalgalanma ve esneme olur. Bunu doğru yapabilmek için sadece animasyon bilgisi yetmez. Birçok başka prensibe de hakim olmak gerekir. Bunları doğru yaparsanız, filmin genelinde de başarı sağlama şansınız yükselir.

Sonuç olarak animasyon işi çok zor bir iş. Ama bu dünyada herşey mümkün. 3 bin pengueni aynı karede dansettirme imkanınız var daha ne olsun. Ama bir sıkıntı var. (bak şimdi konu nereye geliyor) Ne yaparsanız yapın, ne kadar iyi yaparsanız yapın, aşağıdaki aptal kuş kadar gerçek, onun kadar eğlenceli olamıyor… iyi seyirler

Impossible is Nothing Baby!

Bundan beş sene önce insanlara ‘her gün girip internette bulunduğun yeri paylaş’ deseydik, ‘çok tehlikeli’ ‘manyak mısın’ gibi tepkiler alırdık. Sonra hepinizin bildiği gibi foursquare çıkageldi.

Bugünde benzer bir durum anketler için geçerli. ‘Gel 30 saniye sürecek şu anketi doldur’ dediğinizde kimse yüzünüze bakmaz. Ama Polar diye bir uygulama çıkıyor ve insanlar eğlence olsun diye oylamaya başlıyor. Sorduğunuz saçma sapan bir soruya bir iki saat içinde 150 cevap alabiliyorsunuz. Buda bize şunu gösteriyor: bir olayı doğru kurgulayıp güzel bir şekilde sunarsanız gerçekten imkansız yoktur.

Polar özelinde konuşacak olursak, akıllıca kullanırsanız işinize yarayabilecek bir uygulama. Özellikle sosyal medya işleriyle uğraşıyorsanız. İnsanların kullanım alışkanlıkları ile ilgili bir çok sorunuza rahatlıkla cevap bulabilirsiniz. (Sorularınızı kullanıcı kitlesini düşünerek kurgularsanız, sizin için daha etkili olacaktır.) Burada ve burada blogla ilgili beni yönlendiren iki örnek soru bulabilirsiniz.

Aşırı mobil kullanımın insan üzerindeki etkileri: Sağ elimdeki baş parmağına bağlı ‘bir sıra’ kol kasının daha gelişmiş olduğuna inanıyorum.

• Haber Kaynağı Olmak
Son dönemde çokça kafama takılan bir konu var. Herhangi bir gazetenin, herhangi bir haberini tartışırken haber unutuluyor ve o gazetenin duruşu tartışmanın ana maddesi haline geliyor. Olaya biraz dışardan baktığımızda işin ne kadar iğrenç bir boyutta olduğunu görmek zor değil. Sloganlarında bağımsız, tarafsız diye bangır bangır bağıran bu kurumların ne yazık ki artık hiçbiri ortada durmayı beceremiyor. İlle bi tarafa yakın olmak öteki tarafa karşı psikolojik savaş açmak zorundalar. Hiç birşey yapmıyorlarsa bile siyasiyi destekleyen gazete haberi soldaki fotoğrafla, karşıt olan sağdaki fotoğrafla veriyor. Seni etkilemeye çalışıyor. (Abuk sabuk şeylere subliminal diyenler, bunları da görsünler.)

İşte bu yüzden blogosfer ve sosyal medya geleneksel medyadan pek daha güzel pek daha samimi. Çünkü biliyoruz ki burada yazılan herşey kişisel görüşler dahilinde. Başkalarının kişisel görüşlerine katılırsınız ya da katılmazsınız ama kimse kişisel görüşleri ile yandaş diye tanımlanamaz. Görüşünüzü bir kurum olarak dayatmaya çalışıyorsanız yandaşlık budur.

Son zamanlarda geleneksel medyanın büyük abileri ilk zamanlarda pek sevdikleri twitter için hakarete varan açıklamalar yapmaya başladılar. Bu konu eskidi ama bence bu çok önemli bir gelişme. Kayıtsız şartsız kendilerinin kral olduğu dünyadan gelip herkesin kral olduğu bölgeye geçince keyifleri kaçtı ve ergenler loserlar diye çemkirmeye başladılar. Ve inanın bu keyif verici bir gelişme. Onlara göre bir yerde konuşmak için ‘kendileri gibi zeki ve elit’ olmak gerekiyor. O pek modern gelenekselcileri düşündükçe keyfim artıyor.

Kendime Not: Bu konuyu çok uzattım. Bir de bu konulara girince resmen kendimden sıkılıyorum.

• Bazen hayatta

herkesin biraz

Yılmaz Özdil

olması gerekir.

Ama müsrifliğin alemi yok!

 

‘Bu kadar okudum ama yetmedi’ mi diyorsunuz?(yok artık) Bir önceki yazı burada

 

Author

sanat yönetmeni. reklamcı insanı. animasyon bağımlısı. hah-tv yaratıcısı.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

12 Flares Twitter 10 Facebook 2 LinkedIn 0 12 Flares ×