RSO Not Defteri [IV]

17 Flares Twitter 14 Facebook 3 LinkedIn 0 17 Flares ×

‘Not defteri çizgisiz alınır, çizgi gerekirse tek tek çizilir.’

Bu yazı ay içinde tuttuğum ‘kişisel’ notların derlemesinden oluşmaktadır.

header02

• Thinnest iPad

Dünya üzerinde uyuz olduğum 5-10 tane tasarımcı olduğunu itiraf ediyorum. Bunlardan biri de Apple’ın ‘Senior Vice President, Design’ ünvanına sahip baş tasarımcısı Jonathan Ive. Her yeni ürün lansmanında kendi yaptığına şaşırmış gibi gözlerini açarak ‘this is the thinnest iPad we ever made’ gibi laflar etmeye bayılıyor kendisi.

jonathan_ive

‘Sevgili Jonathan, sen o cihazı 8mm’e indirmek için milyon dolarlık ar-ge çalışmaları yapıp, dünyanın en pahalı mühendislik ekiplerini kuruyosun ama biz o tableti aldığımız gibi koşarak üzerine 2cm kalınlığında bir kılıf geçiriyoruz. Sen, cihaz sade bir tasarıma sahip olsun diye kastırıp hatta logonu bile tek yüzeye basıyosun ya biz sana inat bulabildiğimiz en renkli kılıfları tercih ediyoruz. Biliyorum senin gözünde ürününe hakaret ediyoruz. Ama sende biliyorsun ki sen ürünü öyle tasarlasan hiç birimiz dönüp yüzüne bakmayız. Velhasıl insan olmak zor…’

Şaka bir yana çılgın gibi büyüyen bir kılıf pazarı var. Artık AVM’lerde sadece kılıf satan mağazalar açılmaya başladı. Hatta 1000tl’lik cihaz için 250tl’ye kılıf alanlar bile var. Benim takıldığım; yüzlerce ürün seçeneği olmasına rağmen mantıklı bir kılıfın bulunamaması. Kılıf üreticileri kılıfın işlevinin ne olduğunu tekrar hatırlamalı. Kılıf sadece ürünü korumak içindir. O yüzden mümkün olduğunca sade, ince ve sağlam bir kılıf rica ediyoruz, saygılar. (Bir de apple logosu gözüksün diye kılıfa delik açmak nedir ya?)

• iPad 4

Apple üçüncü nesil iPad’in hafızasını 128gb’a çıkartıp, ‘iPad 4’ adıyla sesiz sedasız pazara sundu. Pazarlama açısından bu kadar saçma bir hareketi firmadan beklemezdim. Sonuçta Apple’ın olayı yeni bir model çıkartıp, bir önceki modeli alanları üzmektir. Ne kadar vahşi gözükse de pazarlama açısından enfes bir döngüdür bu. Şu an ise ‘new iPad’ ya da ‘iPad mini’ sahipleri hallerinden memnun kalacaklar. ‘İyi ki yenisini beklememişim bir esprisi yokmuş’ diyecekler. Sonuç olarak döngü artık kırıldı, geçmiş olsun.

• İstanbul Sanrıları

İstanbul’da yaşayan insanlar olarak kendimizi kandırmada üstümüze yok. Sanıyoruz ki 17 milyon kişi aynı şehirde, aynı şeyleri yaşıyoruz. Halbuki şehir dediğin şeyin bir dokusu olur, değişse de geneline yansır. Şehir dediğin şeyin başı sonu bellidir.

Evimle işim arası mesafe 55km. git gel 110. Günde ortalama 4 saatim yolda geçiyor. Sabah evden çıkıyorum gökyüzü masmavi, işe varıyorum kardan adam kıvamı. Aynı gün içinde 3 mevsim bile görmüşlüğüm var. Sabah patronu arayıp kardan gelemiyorum desem, adam ancak 4-5 saat sonra ne dediğimi anlayabilir. Mesafeler o kadar uzun ki bazen toplantı için bir yere giderken yanıma yolluk yaptırsam mı diye düşünüyorum.

Bir de haber başlıkları var ‘Yarın İstanbul’da Kar Var’. Ulan hangi İstanbul’da? Batı istanbul mu doğu mu? Alt mı üst mü?

Kıta bazında 2, mevsim bazında 4, mesafe anlamında 8, yolda harcanan zaman açısından 12, kültürel ve şehir dokusu bakımından 36 şehir çıkartabiliriz İstanbul’dan. Bu ölçeklerle şehri resmen parçalayamasakta İstanbul’u tek şehir sanmak, kendini kandırmaktır.

• Size amca diyebilir miyim?

Picture 1Ocak’ın 8’i karın dibine vurduğumuz günler, ofis çıkışı konuşuyoruz. ‘Abi çocuk olacaksın, bütün gün karda oynayacaksın’ diyalogları dönüyor. Ama şimdiki çocuklar karla oynamanın peşinde değil. Valiye twitter’dan kar tatili baskısı yapıyorlar. Bir gecede tam 20 bin ‘vali amca’ tweet’i atılmış. Komik bir olay gibi gözükse de ciddi bir yanıda var. Biz çocukluğumuzda valinin bu işlere baktığından habersizdik. Büyük ihtimalle valinin de çocuklardan haberi yoktu. Sosyal medya devriminden bahsederken bunları da göz önünde bulundurmak lazım.

Vali Mutlu’nun cevap vermeside önemli bir olay. Bir gecede 15 binden 70 bin takipçiye çıktı ve müthiş bir sempati topladı. Devletteki diğer amcalar bu olayı örnek alsın.

• Zenci’nin Zenciye Yaptığını Beyaz Yapmıyor Kardeşim

Spoilers!!!

tumblr_mggvulTjXR1rkrjw8o2_500

Django Unchhained, bu ayın en çok beklenen filmlerindendi. Klasik Tarantino anlatımı dışında pek fazla ekstrası olmayan ama izlenmesi gereken bir film. Zencilere yapılan baskılar ya en vahşi halleriyle ya da oldukça hafif şekilde anlatılır sinemada. İlginçtir Tarantino bu baskıyı oldukça gerçekçi şekilde ele almış. Filmde bilinçsiz toplumun baskıya boyun eğmesi hatta baskıya yardım etmesi gibi bir anlatım var. Ki genelde ezilen ya zavallı gibi gösterilir ya da çok kızgındır. Ama ezilenin ezildiğinin farkında olmaması gibi bir durum da var.

Filmin finalinde pik yaptığımız anda bir kan banyosu sahnesi var. İnsanın aklına ister istemez Kill Bill geliyor. Eğer karşılaştıracak olursak Kill Bill’in yanından bile geçmez tabi. Oradaki epik anlatımın yanında Django’daki çocuksu bir kaç dakikadan ibaret.

• Richard Parker ve Tanrı İnancı

Spoilers!!!

Bu ayın bir diğer olay filmi de Pi’nin Yaşamı idi. Filmin ruhani göndermeleri ve ego sorgulamaları ile ilgili herkes bir tartışma içine girmiş. Reha Muhtar’dan büyük sinema eleştirmenlerine kadar herkes filmin ağır bir alt metinle dolu olduğunu iddia ediyor. Hatta bir çok kişi Tanrı propagandası yapmakla suçluyor. Birileri filmde baba için kötü gösteriliyor diye yazarken birileri de sonuçta baba haklı çıkıyor gibi sonuçlara bağlamış.

Kişisel görüşüm filmde bahsi geçen din sorgulaması çok abartılıyor. Sonuçta din ile ilgili bütün konular bize ana karakterin hikayesi anlatmaktan öteye geçmiyor. Eğer din ya da dinsizlik propagandası yapılıyor olsaydı bunun bir yere bağlanması gerekirdi. İzleyiciyle duygusal bağ kurmak için ‘kafası karışık bir genç’ yaratmaktan başka bir derdi olduğunu düşünmüyorum.

 • Equilibrim

Spoilers!!!

İlgimi çeken bir diğer film de kuran 2002 yapımı Equilibrim. Yaratılan dünyanın 1984’ten ortaya çıktığını ve karakterlerin Matrix’in etkisinde oluşturulduğunu görmek için sinema eleştirmeni olmaya gerek yok. 1984’te anlatılan sanatın, kitapların vs. yokedildiği dünyada bunların imha edilmesinden sorumlu bir polis memurunun hikayesini izliyoruz. Filmde sanatın gerekliliği ve insani bir ihtiyaç olduğu iyi bir şekilde hikayeleştirilmiş. Onun dışında ana karakter ‘seçilmiş’ insan gibi insan üstün yetenekler yerine sadece iyi yetiştirilmiş bir insan formunda.

Filmde Christian Bale ve Sean Bean rol alıyor. Tahmin edin Sean Bean’e ne oluyor?

sci-fi-fantasy-omg-you-killed-sean-bean-again

Her film için ‘şöyle kötü böyle kötü ama izlenilecek film’ dediğimi farkettim. Sebebi beğenmediğim filmlerden hiç bahsetmiyorum oluşumdur.

• Blogu ingilizce mi yazsak?

Blog yazmak zaten meşakatli bir iş. Devamlı kendinizi motive etmeniz gerekiyor. Bazen bakıyorum da ingilizce blog yazarı olmak çok daha kolay olabilirmiş gibi geliyor. Blogun haber kaynaklarının çoğu ingilizce olduğu için bir çok farklı kaynağı takip ediyorum. Bazı kelimeler var ki Türkçe’de adam akıllı bir karşılığı yok. Yani bir şekilde Türkçe’ye çevirilebilir ama ingilizce’deki kadar etkili olamaz. Sanki o kelimeler olsaydı blogger olmak çok daha kolay olabilirdi.

Örneğin: Epic, cool-coolest, overrated, underrated, gadget, genius, secret, challenge…

Bilgisayar, yazılım, donanım, arayüz gibi kelimeleri Türkçe’ye hangi kurum kazandırdıysa yukarıdaki kelimeler için de aynı performansı bekliyoruz.

 

‘Bu kadar okudum ama yetmedi’ mi diyorsunuz? (yok artık) Önceki yazılar burada

Bir de aşağıda yorum kutusu var, tweet ve like butonları var. Kullanmaktan çekinmeyiniz

 

 

 

İlginizi Çekebilecek Diğer Yazılar:

Author

sanat yönetmeni. reklamcı insanı. animasyon bağımlısı. hah-tv yaratıcısı.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

17 Flares Twitter 14 Facebook 3 LinkedIn 0 17 Flares ×