Çekirdek Aile ve Sosyal Medya

61 Flares Twitter 25 Facebook 36 LinkedIn 0 61 Flares ×

Çekirdek aile üzerinden internet ve sosyal medya incelemesi:

Bu yazı blogun normal paylaşımları dışında tamamen kişisel bir inceleme yazısıdır. Kendi ailem üzerinden sosyal medya alışkanlıklarını yorumlayacağım. (bu arada çekirdek aile kaç kişiden oluşuyordu?)

Anne(1966 doğumlu): Tam kestiremesem de 1995’ten beri bilgisayar kullandığını tahmin ediyorum. Bilgisayarla tanışması bir çok insan gibi yazı yazma yani word ile oldu. Daha sonrasında haber siteleriyle başlayan internet yolculuğu yemek tarifi aramalarıyla güçlendi. 2005-2006 yıllarında artık tam bir internet gezgini olmuştu. Kendi takip ettiği siteleri var. Halen akşam tv izlerken laptopu alıp ben bir haberlere bakayım der.

Bu ‘akşam laptop’u dönemsel olarak kapışmalara neden olduğu için evdeki laptop popülasyonu dönem dönem yükseldi. Hatta bununda yetmediği dönemler oldu ve hane halkı benim iMac’i yemek tarifleri, ders notları için sıkça kullanır hale geldiler.

İşler böyle sürüp giderken 2007’de facebook Türkiye’de oldukça popüler oldu. Tabi o bir anne olduğu için 2010 başındaki ‘anneler akını’nı bekledi facebook için. Kardeşimle ben de iyi evlatlar olarak ona bir hesap açtık ve sistemi anlattık. (bu noktadan sonrasını çok net takip takip edemediğimi belirtmeliyim)

İlk etapta facebook’ta eski komşular bulundu. Sonrasında kardeşimin okulundaki diğer veliler ve yemek dersi verdiği diğer anneler eklendi. İşin ilginç tarafı herkes oradaydı. Bugünkü nokta da bütün anneler olarak benim hiç anlayamadığım bir ‘sosyal toplum ahlakı’ yarattılar. Bu sistemde:
• Bir mesajı hatta bir yorumu cevapsız bırakmak çok ayıp karşılanıyor.
• Bir düğün fotoğrafının altına yapılan ‘çok güzel çıkmışsınız’ yorumu saatler süren bir sohbete dönüşüyor. Bu kalabalık grup ‘fotoğraf altındaki’ diyaloğu ‘iyi akşamlar’ demeden sonlandırmıyor.
• Doğum günlerini atlamamak onlar için çok çok çok önemli ve saat 12’yi geçmeden mutlaka yapılmalı. Mümkünse kutlama şirin bir youtube videosu ile şenlendirilmeli.
• Beraber gidilen bir yemekte çekilen fotoğraflar, birbirinin %99 aynısı olmasına rağmen hepsi eksiksiz paylaşılıyor.
• Başka birinin paylaştığı içerik tekrar paylaşılırken mutlaka bilgi veriliyor. ‘Çok beğendim şekerim, çalıyorum :)’
• Güvenliğe bizden daha fazla değer veriyorlar. Listelerinde tanımadıkları tek bir insan yok.

Facebook dışında twitter’a birkaç kez göz atsa da çok ilgisini çekmediğini biliyorum.

[Sosyal medyada anne devrimi diye güzel bir animasyonda var.]

Anne olsun olmasın twitter’a dışarıdan bakan insanların twitter’ı sadece magazinden biliyor olmasıda çok ilginç bir durum. ‘Demet Akalını mı takip ediyosun? Starbucks’ta kahve içtiğini mi paylaşıyosun. Ehe ehe’ diyen insan gördüm ben.

Baba(1959 doğumlu): Bilgisayarla tanışması 1990’dan önce başlıyor. 1995’te eve gelen bilgisayarı bana öğreten de kendisidir. Microsoft office setini tam anlamıyla kullanan tanıdığım tek insan diyebilirim. 2002’de excel’de hazırladığı uzun bir kişilik testi var. Dosyayı doldurduğunuzda ortaya onlarca grafikle dolu bir power point dosyası ortaya çıkıyor. Teknolojiyi tam olarak çözemesemde parantezlerle, çarpılarla ve kareköklerle yapılan bu excel yazılımı office ile yapabileceğinin en iyisi olmalı. Bütün bunlara şaşırıyor olmama rağmen office kullanarak geçen bir dijital hayat bana oldukça sıkıcı gözüküyor.

İnternetle modemin ses çıkardığı günlerden beri ilişki içinde. İnternetten alışverişin konuşulmadığı günlerde amazon.com’un müşterilerindendi. Bütün bu etkinliğe rağmen sosyal medya ile biraz mesafesi var. Facebook ve twitter kullanıyor.

Yakın bir zamanda ‘insan neden internetten yer bildirimi yapar’ diye sordu. Aktif bir foursquare kullanıcısı olan ben soruya cevap bulamadım. Sonra yer bildirimin ne kadar saçma bir iş olduğu üzerine bolca konuştuk.

Facebook kullanımında çok tipik bir özellik olduğunu söyleyemem. Sakin kullanıcılardan ama bazı dönemlerde facebook oyunlarına ciddi sardığını biliyorum. Hatta bazen ne kadar süre oyun oynadığını bizden gizliyor.

Bunlar dışında facebook’u ticari amaçla da kullanıyor. Kendi yayınevi için açtığı facebook sayfası ve twitter hesabı var. Facebook sayfasını bir sosyal medya ajansı kadar aktif olmasa da oldukça ‘doğru’ şekilde kullanıyor.

Kardeş (1995 doğumlu): Tam anlamıyla internetin içine doğan çocuklardan. Bu yaş grubu hakkında gelecek öngörülerinde bulunmak çok zor. Emin olduğum tek konu profesyonel yaşama adım attıklarında arkalarında çok fazla dijital iz bırakmış olacaklar.

Ufaklık bu yazıyı yazdığımı duyunca ‘Midtown Madness diye bir oyun vardı hatırlıyor musun’ diye sordu. Sen ne ara dijital nostalji yapacak kadar büyüdün be adam.

Neredeyse bütün sosyal ağlarda var. Bu yaş grubu twitter’ı en çok sohbet için kullanıyor. Bir futbol maçı ile ilgili onlarca tweet atıp timeline işgali yapabiliyor. Yine benim hiç anlamadığım (tam bir ergen oyunu olan) formspring’i kullanıyordu bir aralar. Facebook’ta paylaştığı bir fotoğraf bir dakika’da 30-40 like alabiliyor(ergen hızı). Bu yaş grubu için like diğer her gruptan daha önemli. Aktif olarak mobil interneti de kullanıyor.

Bu grubun sosyalleşmek için sosyal bir platforma ihtiyaçları yok. O an neye ihtiyaçları varsa onu seçip kullanıyorlar.

Neredeyse bütün yazı 10 kadar arkadaşıyla online ‘Metin 2’ oynayarak geçirdi. Bu oyun sırasında hepsi kulaklıklarla skype üzerinden konuşuyorlar, saatlerce. Tabi bu arada evde açık bir mikrofonun olması oldukça sinir bozucu. Konuşma özgürlüğümü günlerce engellediler…

Ben (1987): Tahmin edersiniz kendi dijital özgeçmişini çıkarmak oldukça zor bir durum yine de kendimle ilgili daha çok detaya gireceğim. Mirc, icq, msn zaman içinde bütün hepsini kullandım. Mynet’in sosyal ağ gibi olduğu günleri hatırlıyorum. Halen msn kullananların var olması bana çok saçma geliyor vs. vs. Geçmişe çok takılmadan günümüz alışkanlıklarına döneyim.

2007’den beri facebook kullanıyorum. İlk 2 yıl aktif bir kullanıcı olsamda, bu aktivite gün geçtikçe azalıyor. Şu an mobil kullanım dahil günlük tahmini 5-10dk. arası facebook’ta oluyorum. Gün geçtikçe daha sıkıcı bir hal alıyor burası (ya da benim arkadaşlarım çok sıkıcı bilemiyorum). Fotoğraf paylaşımım ayda 2-3 taneyi geçmiyor. En çok link, ikinci olarakta video paylaşıyorum.

Twitter’a ilk dönemde adapte olamayanlardanım bende. Ama bir süre sonra öyle bir sardı ki günde 3-4 saat harcamaya başladım. Özellikle akıllı telefona geçtikten sonra twitter gerçekten hayati bir yer oldu benim için. Şu an webten twitter’a girmek çok zor geliyor. Bilgisayar başında olsamda cepten giriyorum. Tweet atma oranlarıma bakarsak her güne 1 tane falan düşüyor olmalı. Nedenini bilmiyorum ama tweet atarken biraz seçici davranıyorum (unutma yazdığın herşey tarihe piksel harflerle kazınıyor). Her konu hakkında ıvır zıvır yorum yopup yapıp sonra tweet temizlemekten kaçınıyorum.

Pinterest’e gelecek olursak bence oldukça iyi bir fikir. Diğerleri gibi tam bir alışkanlık haline gelmesede kullanıyorum. Pinterest’in en büyük sorunu bence paylaşım kıtlığı. Herkes aşağı yukarı aynı şeyleri paylaşıyor. Haftada 2-3 kez girip mutlaka kontrol ediyorum.

Linkedin profilimi güncel tutsam da aktif şekilde kullandığım söylenemez. En azında linkedin’e özel paylaşımda bulunmuyorum.

Foursquare’de en çok check-in yaptığım yerin işyerim olması acı bir durum. Ama gittiğim her yerde de check-in yapmaktan gerçekten çekiniyorum. Artistlik yapmanın alemi yok diyorum kendi kendime. Yalnız bu yaz tatilinde keşfet bölümünün gerçekten anlamlı olduğuna kanaat getirdim. Tanımadığımız bir bölge de nerde ne yenir öğrenmek için esnafa danışmaya gerek kalmıyor.

Google+, bu konuda yorum yapamayacağım galiba. Arada bir mail atıp yalandan ‘Şu şu şu arkadaşlarının senin için gönderileri var’ demese siteye hiç girmeyeceğim.

İnstagram’ı oldukça eğlenceli buluyorum. Günde 2-3 kez mutlaka kontrol ediyorum. Kişisel yorumum: instagramın ilk dönemlerinde fotoğraf önemliyken, artık fotoğrafın içeriği-esprisi daha önemli. Çektiğiniz manzara ne kadar güzel olursa olsun artık bir anlamı yok. Bu arada instagram’da Snoop Dogg’u sakın takip etmeyin, timeline işgali nedir öğrenirsiniz.

GetGlue, sosyal ağ gibi değilde daha çok arşiv gibi kullanıyorum. Hangi filmleri, dizileri izlediğini geri dönüp görmek için faydalı bir araç.

Behance, sektörel bir sosyal ağ olsa da benim için önemli bir yer. Profesyonel portfolyomu orada barındırıyorum. Ayrıca yaratıcı anlamda oldukça beslendiğim bir yer.

Glos.si: bu yeni sistem bence oldukça büyük bir açığı kapatıyor. Bunun için daha önce flavors.me kullanıyordum. Glos.si bütün sosyal aktivitelerinizi bir araya getirerek güzel bir ana sayfa da sizler için topluyor. Bir göz atmalısınız derim.

Kendimle ilgili son olarak takip ettiğim blogları ve siteleri de paylaşacağım. Siteye giriş sıklığıma göre sınıflandırıyorum.

Her gün:
UltraLinx, Bigumigu, iBelieveinAdv,

Haftada bir:
Abduzeedo, Ads of the World, Adweek/AdFreak, Adamlar Yapıyor, Bu Pikap, Elmaaltshift, Webrazzi, SosyalMedya.Co,

Arada sırada:
Sezyum, MSerdarK, Creative Bloq, Smashing Magazine, Yeni Medya Düzeni, Huffington Tech,

Bu yazı ne işe yarar diye düşünüyorsanız, emin olun bende aynı şeyi düşünüyorum. Eğer sosyal medya davranışları ve alışkanlıkları üzerine birşeyler araştıran biriyseniz istatistikler, raporlar ve sunumlar arasında biraz yönlendirici olabileceğini umuyorum. Hedef kitle tanımlamasını daraltabilecek yorumlar yapmaya çalıştım. Bu amaçla olay yerinden bildiriyorum. Yazıyı bir alıntıyla bitirelim:

‘Sosyal medya saçma bir tanım. Karşılığı olmayan bir laf. Bugün yaşadığımız şeyin karşılığı interaktif medyadır’
Levent Erden

 

 

 

İlginizi Çekebilecek Diğer Yazılar:

Author

sanat yönetmeni. reklamcı insanı. animasyon bağımlısı. hah-tv yaratıcısı.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

61 Flares Twitter 25 Facebook 36 LinkedIn 0 61 Flares ×